Beyaz Duvardaki Siyah Lekeler
09.04.18
Beyaz duvarın
üzerindeki siyah lekeler…
Çok göze batar değil
mi emek verip boyadığın duvara bi kaç lekenin sıçraması. Asıl mesele de bu
cümlede duvar ve lekelerin metafor amaçlı kullanılması. Her okuyan faklı
anlasın kendinde bir şey bulsun diye kapalı konuşuyorum hoş başka okuyan da
olmayacak ama…
Pas tutmuş duvar
düşün, imkânsız değil bu demirden bi duvardı ve pas tutmuştu. Sen özenle
temizledin bunu, üzerini boyadın, uğraştın didindin ve sonunda diğer duvarlara
benzedi. Her biri gibi o da beyaz bir duvardı artık, kimse demir olduğunu
anlayamazdı bile. Artık o sıradan beton bir duvara benziyordu. Kabul ettirdin
duvarlar müdürlüğüne ve alındı içeri. Ama ama bir kötü bir şey bunu
mahvedebilirdi. Küçük bir sıyrık onun farklı olduğunu gösterebilirdi. Lakin tam
da öyle oldu. Bir gün sokakta yürürken evet evet duvar yürüyor hayal edin hele…
bir gün sokakta yürürken yağmur yağar, damlalar her duvarda saydam iken demir
duvara değdiği an siyaha dönüşür, sebebi üzerindeki kimyasallar olsa gerek.
Lafın kısası orada anlaşılır onun farklı olduğu.
Neyse ki birkaç arkadaşı vardır ve çok yayılmadan durur dedikodu, tekrar boyanır edilir ve araya karışır tekrar. Artık duvar kendine çevreden ötürü kısıtlamalar koyar, en sevdiği hava olan yağmura dokunmayacaktır, başka duvarlarla el sıkışmayacak dokunmayacaktır. Kısacası deneyimlerle onun farklı olduğunu gösterecek her şeyi neredeyse öğrenir ve bunlardan kaçınır. Ama duvarımız üzgündür çünkü kendini kısıtlamaktadır, kendisini mutlu eden hiçbir şeyi yapmasına izin yoktur ve bu izni kendi kendine vermez böyle de öz kontrole sahiptir. Bir gün artık tak etti benim gibi olan hiç kimse yok mu der ve arayışa çıkar…
Önüne gelen herkesle arkadaş olur onları tanımaya çalışır olur da bi gariplik sezerse karşı tarafta açılacaktır söyleyecek belli edecektir farklı olduğunu. Gün gelir bulur öyle birisini güvenir ve anlatır kendisinin farklı olduğunu fakat karşı duvar inanmaz duyduklarına. Yağmur yağar ve bizim duvarı öyle ya da böyle herkesin önünde çıkartır yağmura. Bizim duvarın üzerinde siyah lekeler oluşur… herkes şaşırır önce yağmurda mı bir değişiklik var derler ama yoktur. Duvar dışlanır onu temizleyecek tekrar boyayacak arkadaşları da yoktur artık. Yalnız kalır beyazlar arasında tek dalmaçyalı odur. Siyah lekeleriyle bir köşede kıvrılır yatar uyur. Kaç gün kaç ay belki de kaç yıl uyuduğunu bilmeden uyanır. O uyurken üzerine o kadar yağmur yağmıştır ki ne boya ve koruma hiçbir şey kalmamış hatta pas tutmaya başlamıştır.
Merak eder kendisini uyandıran şey nedir etrafına bakar ve etrafında bir düzine dalmaçyalı kapı görür. Meğerse o yıllar boyu bir köşede uyurken ismi kitaplara geçmiş destan olmuştur.
Toplumda onun gibi olan başka demir duvarlar bu destanın izini sürer yıllarca. Ve sonunda bulurlar kahramanlarını uyandırırlar onu… siyah duvar anlar ki her zaman kendi gibi kişiler vardır elbet vardır. Tek yapmamız gereken beklemektir. Yanlış insanlara kendini anlatıp sonrasında yalnızlığa terk edilse de doğru insanların da toplum içinde bir yerde olduğunu anlar o gün.
Denemekten pes etmemeli kendi gibi kişileri bulmak için uğraşmalı ve bu uğraşa değecek sonuçlar alacağını bir kitabının son sayfalarında değinir. Belki bir gün bu kitap onun gibi olan başka kişilerin eline geçer diye kendi siyahlığını döker kaleme. Artık iyice paslanmıştır. Son kalan boyasını da kalemine döker ve atar imzasını ilk defa saklanmamak için adını da yazar. Yazar ki herkes bilsin o odur.
O farklılıklarıyla kendisi olmuştur.
Neyse ki birkaç arkadaşı vardır ve çok yayılmadan durur dedikodu, tekrar boyanır edilir ve araya karışır tekrar. Artık duvar kendine çevreden ötürü kısıtlamalar koyar, en sevdiği hava olan yağmura dokunmayacaktır, başka duvarlarla el sıkışmayacak dokunmayacaktır. Kısacası deneyimlerle onun farklı olduğunu gösterecek her şeyi neredeyse öğrenir ve bunlardan kaçınır. Ama duvarımız üzgündür çünkü kendini kısıtlamaktadır, kendisini mutlu eden hiçbir şeyi yapmasına izin yoktur ve bu izni kendi kendine vermez böyle de öz kontrole sahiptir. Bir gün artık tak etti benim gibi olan hiç kimse yok mu der ve arayışa çıkar…
Önüne gelen herkesle arkadaş olur onları tanımaya çalışır olur da bi gariplik sezerse karşı tarafta açılacaktır söyleyecek belli edecektir farklı olduğunu. Gün gelir bulur öyle birisini güvenir ve anlatır kendisinin farklı olduğunu fakat karşı duvar inanmaz duyduklarına. Yağmur yağar ve bizim duvarı öyle ya da böyle herkesin önünde çıkartır yağmura. Bizim duvarın üzerinde siyah lekeler oluşur… herkes şaşırır önce yağmurda mı bir değişiklik var derler ama yoktur. Duvar dışlanır onu temizleyecek tekrar boyayacak arkadaşları da yoktur artık. Yalnız kalır beyazlar arasında tek dalmaçyalı odur. Siyah lekeleriyle bir köşede kıvrılır yatar uyur. Kaç gün kaç ay belki de kaç yıl uyuduğunu bilmeden uyanır. O uyurken üzerine o kadar yağmur yağmıştır ki ne boya ve koruma hiçbir şey kalmamış hatta pas tutmaya başlamıştır.
Merak eder kendisini uyandıran şey nedir etrafına bakar ve etrafında bir düzine dalmaçyalı kapı görür. Meğerse o yıllar boyu bir köşede uyurken ismi kitaplara geçmiş destan olmuştur.
Toplumda onun gibi olan başka demir duvarlar bu destanın izini sürer yıllarca. Ve sonunda bulurlar kahramanlarını uyandırırlar onu… siyah duvar anlar ki her zaman kendi gibi kişiler vardır elbet vardır. Tek yapmamız gereken beklemektir. Yanlış insanlara kendini anlatıp sonrasında yalnızlığa terk edilse de doğru insanların da toplum içinde bir yerde olduğunu anlar o gün.
Denemekten pes etmemeli kendi gibi kişileri bulmak için uğraşmalı ve bu uğraşa değecek sonuçlar alacağını bir kitabının son sayfalarında değinir. Belki bir gün bu kitap onun gibi olan başka kişilerin eline geçer diye kendi siyahlığını döker kaleme. Artık iyice paslanmıştır. Son kalan boyasını da kalemine döker ve atar imzasını ilk defa saklanmamak için adını da yazar. Yazar ki herkes bilsin o odur.
O farklılıklarıyla kendisi olmuştur.
NOVA
Yorumlar
Yorum Gönder